Archive for Şubat, 2012

Eski Şeyler Okulu ve Koleksiyonlar

Her eğitim yılı başında velilerimize bir form göndeririz. Bu formda Aile Katılımı adı altında çocuklarının sınıfında bir etkinlik yapmayı isteyip istemediklerini sorarız. İsterlerse ne gibi etkinlikler yapabileceklerini verdiğimiz listeden işaretlemelerini ya da listedekilerden farklı bir etkinlik planlıyorlarsa bununla ilgili bizi bilgilendirmelerini isteriz. Listemizde sanat etkinlikleri, mutfak etkinlikleri, hikaye okuma, koleksiyonlarını çocuklara gösterme gibi alternatifler yer alır.

Geçtiğimiz hafta Kediler sınıfından Arat Kosova’nın annesi Seçil Hanım, bu etkinliklerden iki tanesini birbiriyle bağlantılı olarak gerçekleştirdi. İki etkinlik arasında gayet başarılı bir geçiş yapan Seçil Hanım’ın aile katılımı, Kediler adına çok keyifliydi.

Seçil Hanım önce Eski Şeyler Okulu isimli bir kitap okudu çocuklara. Kitabın kahramanı Anti adında bir çocuktu. Anti koleksiyon yapmaya heveslenmişti ve bunu başarabilmek için komşusu Jonny’nin Eski Şeyler Okulu’na yazılıyordu.

Koleksiyonerlikle ilgili bu keyifli hikayenin ardından Seçil Hanım iki ayrı koleksiyonunu gösterdi çocuklara. Bunlardan ilkinde kurşun kalemler vardı.

İkinci koleksiyon ise pul koleksiyonuydu. Seçil Hanım çocuklara pullarla ve pul koleksiyonuyla ilgili bilgi verdi. Ardından birlikte koleksiyonu incelediler.

Böylece çocuklar keyifli bir hikaye dinleme, koleksiyonerlikle ilgili bilgi alma ve iki farklı koleksiyonu inceleme fırsatını yakalamış oldular. Seçil Hanım ve Arat, etkinliğin sonunda Eski Şeyler Okulu kitabını da okulumuz kütüphanesine armağan ederek kütüphanemize katkıda bulunmuş oldular.

Oldukça farklı ve keyifli aile katılımlarının gerçekleştirildiği bu eğitim döneminde ilk koleksiyon paylaşımını Seçil Hanım ve Arat gerçekleştirdi. Ve büyük ihtimalle bu paylaşımları Kedilerden birkaçında koleksiyonerliğe karşı bir ilgi uyandırdı.

Reklamlar

Leave a comment »

Daldan Dala

Eğitim yılını yarıladık. Değerlendirme formları ilk dönem için dolduruldu. Ailelerle paylaşıldı. Veli toplantısı yapıldı. Gerek sınıf gerekse branş öğretmenleriyle görüşüldü. Artık her aile, çocuğunun okuldaki durumu ile ilgili detaylı bilgi sahibi. Bu arada tüm bu olayların kahramanı olan çocuklar bir yandan sınıflarında eğitim programlarına devam ediyor bir yandan da branş derslerine katılıyorlar. Branş derslerinden söz açılmışken…

Satranç oyuncularımız rakiplerinin şahını mat edebilmek için her hafta tüm dikkatlerini yoğunlaştırarak oturmaya devam ediyorlar taşlarının başına.

Drama öğrencilerinin oyunlarını sergilemelerine sayılı günler kaldı. Kendi yazdıkları senaryoları üzerinde çalışmaları son hızla devam ediyor.

Balerinler için de durum çok farklı değil. Her ne kadar performanslarını haziran ayında gerçekleşecek sene sonu gösterisinde sergileyecek olsalar da koreografilerini oturttular bile. Büyük bir keyifle hazırlıklarını sürdürüyorlar.

Salı günleri bongoların, djembelerin, teflerin ve kahonların sesleri dolduruyor okulu. Üst katta ritim yükseldikçe hepimizin kanı kaynamaya başlıyor.

Cuma günleri de salıları pek aratmıyor. Orff temelli müzik derslerinde çocuklar pek çok farklı enstrüman çalıyor, şarkılar söylüyor ve dans ediyorlar.

Sanat derslerinde ise her hafta farklı malzemeler kullanarak renkli ürünler ortaya çıkarıyorlar. Geçtiğimiz hafta her çocuk kendi maskesini tasarladı. Dersin sonunda atölye karnaval yerine benziyordu.

Kütüphanede yolculuk telaşı vardı. Geçtiğimiz yıl blogumuzu takip eden velilerimizin yakından tanıdığı Stanley, yeni seyahati için hazırlandı. Önceden Belçika’da Marilyn Roland’ı ziyaret eden, ardından Dora Horasan’la Mardin’i gezen ve son olarak da Deniz Atay’la birlikte Kanada’ya giden Stanley bu yılki ilk yolculuğuna uğurlandı. Zürafalar sınıfının yolculadığı Stanley bu defa Kelebekler sınıfından Defne Aydınoğlu’nun Saraybosna’da yaşayan kuzeni Saygın İleri’nin yanına gidiyor. Orada birkaç gün geçirdikten sonra okula dönecek ve getirdiği mektuplar ve fotoğraflar aracılığıyla bize hem Saygın’ın günlerinin nasıl geçtiğini anlatacak hem de bambaşka bir ülkeyi, farklı bir kültürü tanıtacak.

Zebralar ve Kelebekler’in de yoğunluğu az değil. İngilizce, müzik, sanat ve kütüphane etkinliklerine onlar da katılıyorlar. Sınıflarında ise eğitim programlarını takip ediyorlar. Bu hafta minik bir ziyaretçileri vardı Zebralar’ın. Zürafalar sınıfından Sarp Besler’in kedisi Ginger’ı ağırladılar. Ona gösterdikleri ilgi görülmeye değerdi. Minicik bir varlığa sevgi gösteren minicik çocuklar… İnsanı gülümseten görüntüler veriyorlar.

Kelebekler, diğer tüm sınıflar gibi güneşli havanın tadını doyasıya çıkardılar bahçede. Güneş parlayınca oyunlar da daha bir keyifli daha bir cıvıl cıvıl oldu.

Küçük Ağaç’ta daldan dala dolaşan çocuklar çok emek harcadılar, keyifli vakit geçirdiler ve işte böyle görüntüler verdiler. Önümüzdeki haftalarda da aynı tempoda devam edecekler ve emeklerinin sonucunu haziran ayında sizlerle paylaşacaklar. Ama o güne kadar neler başarmakta olduklarını fotoğraflar yansıtacak bizlere.

Leave a comment »

Kelebeklerin İlk Uçuşu

Özel bir yer… Güzel bir hava… İlk defa okul sınırları dışına kanat çırpan Kelebekler… Bir geziyi daha da keyifli kılmak mümkün olabilir mi?

Bugün Kelebekler sınıfı öğrencileri bir ilki yaşadı.  Sınıfça ilk gezilerine çıktılar. Doğa Bilimleri Müzesi’ne giderek ülkemiz sınırları içerisinde yaşamış hayvanların doldurulmuş örneklerini incelediler.

Gezimize evrim galerisinde başladık. Burada Homo sapiens’ten günümüze insanoğlunun yaşadığı evrimi gösteren maskları ve bazı fosilleri gördük. Bir sonraki galeride nesli tükenmiş ya da tükenmekte olan hayvanların, Türkiye’de yaşamayan bazı türlerin iskeletleri sergileniyordu. Bunlar arasında ayay maymunu, lemur, kanguru ve karıncayiyen gibi hayvanların iskeletleri, hipopotam, at ve yaban keçisi gibi hayvanların kafatasları ve bir beyaz köpekbalığının çene kemiği bulunuyordu.

Sualtı yaşam galerisinde balıklar ve su canlılarıyla tanıştık. Akdeniz’de yaşamış camgözler, balon balıkları ve testere balıklarını gördük. Ülkemiz sularında halen yaşamakta ve avlanmakta olan balıklar da yine bu galeride çıktı karşımıza. Sarayburnu’nda yakalanmış bir fok balığı ile birlikte birkaç denizkaplumbağası da doldurulmuş halleriyle buradaydı. Üzerinde yürüdüğümüz cam zeminin altına ise çeşit çeşit denizkabukları yerleştirilmişti.

Ardından kuşlar çıktı karşımıza. İrili ufaklı farklı türlerden pek çok kuş. Pelikanlar, leylekler, martılar, kargalar, baykuşlar ve kocaman yırtıcı kuşlar.

Orman hayatının sergilendiği galeride Anadolu’da yakalanmış pek çok hayvan bulunuyordu. Kocaman geyikler, domuzlar, ayılar, kurtlar ve tilkilerin yanı sıra sincaplar, kirpiler, susamurları da bu galeride sergileniyordu. Işıklar kısıldı, ormanda gece oldu ve gece dolaşan hayvanların sesleri duyuldu. Kurtların uluyuşunu, baykuşların ötüşünü dinledik. Ardından güneş doğdu ve orman aydınlandı. Bu defa ormanda gündüz duyacağımız sesler geldi kulaklarımıza.

Egzotik galeride Anadolu’da yakalanmış bir Hazar kaplanı vardı. En çok ilgi çeken hayvanlardan biri de bu oldu. Ayrıca tavus kuşu, karaca, tukan, sülün ve sırtlan gibi hayvanlar da bu bölümdeydi. Bu defa ayaklarımızın altında volkanların patlamasıyla oluşmuş farklı kaya çeşitleri yer alıyordu. Bu galeride bir mola vererek dünyanın oluşumunu anlatan kısa bir film izledik.

Vivariumlarda canlı hayvanları inceleme fırsatını bulduk. Bir iguananın yanı sıra su kaplumbağaları ve balıklar vardı bu bölümde.

Vivariumların ardından onlarca yumurta, yüzlerce kelebek ve binlerce böcek çıktı karşımıza. Kelebeklere ayrı bir ilgiyle baktık tabii. Hepsi de ülkemiz sınırları içerisinden toplanmış türlerdi.

Böylece Kelebekler ilk gezilerine çıkmış oldular. Büyük bir ilgiyle hayvanları incelediler. Bizi gezdiren rehber öğretmene kafalarına takılan soruları sordular. İlgilerini çeken bir hayvanla karşılaştıklarında heyecanlanarak onun taklidini yapanlar oldu. Hepimiz adına çok keyifli bir geziydi ve bundan sonra gerçekleştireceğimiz pek çok keyifli gezinin ilkiydi.

Leave a comment »

Oyuncak Müzesi

Geçtiğimiz cuma Oyuncak Müzesi’ndeydik. Her yıl olduğu gibi bu yıl da “Oyuncaklar” konusunu işlerken Oyuncak Müzesi’ni gezdik. Fakat bu defa çocuklar için bir de oyun düzenledik. Ve bu oyun sayesinde çocuklar muhtemelen ilk defa bir müzeyi bu derece detaylı inceleyerek dolaştılar.

Düzenlediğimiz oyun “Oyuncak Avı”ydı. Ve bu oyunu düzenlerken tek amacımız eğlenmek değildi. Çocukların müzeyi gezerken oyuncakları daha detaylı incelemelerini, dikkatlerini yoğunlaştırmalarını hedefledik. Oyunun sonunda aradıklarını bulmanın, yani oyunu kazanmanın hazzını yaşamaları da onlar adına etkinliği daha keyifli hale getirdi.  

Geziden bir hafta önce müzeye bir ön ziyaret düzenleyerek her vitrinden bir oyuncağın yakın plan fotoğrafını çektik. Daha sonra bu fotoğrafları bastırarak her öğrencimize birer tane verdik. Onlardan müzeyi dolaşırken her vitrini detaylı bir şekilde incelemelerini ve ellerindeki fotoğrafta yer alan oyuncağı bulmalarını istedik.

Aslında işleri hiç de kolay değildi. Gezenler bilirler, Oyuncak Müzesi’nin üç katında pek çok oda ve bu odalarda sergilenen 4000’in üzerinde oyuncak var. Çocuklar işte bu 4000 oyuncağın arasında ava çıktılar. Herhangi bir vitrinin herhangi bir köşesinden kendilerine bakmakta olan bir tek oyuncağı bulmaya çabaladılar. Sonuç mu? Herkes hedefine ulaştı.

Üç öğrencimiz gezinin sonunda aradığı oyuncağı bulamamıştı. Fakat hiçbiri pes etmedi. Müzenin en üst katına döndüler ve aynı turu keyiflerini hiç bozmadan bir kere daha attılar. Sonunda onlar da avlarını tamamladılar. Gezimizi müzenin alt katında oyuncaklarla ilgili kısa bir filmi izleyerek tamamladık.

Oyuncak Müzesi’ni ziyaretimiz sırasında hoş bir tesadüf gerçekleşti. Müzenin kurucusu şair-yazar Sunay Akın da oradaydı. Çocuklarla sohbet etti ve onlara bazı oyuncaklar hakkında bilgi verdi. Bu arada oyuncak avımızla ve okulumuzun adıyla yakından ilgilendi. Küçük Ağaç adının nereden geldiğini öğrenmek isteyince kendisine Küçük Ağaç’ın Eğitimi kitabı hakkında bilgi verdik ve okula döndüğümüzde kitabın bir kopyasını okuması için kendisine gönderdik. Görünen o ki Küçük Ağaç’ın Eğitimi etki alanını biraz daha genişletecek çünkü sohbetimizin sonunda Sunay Bey salı günkü programında bu konudan bahsetmek istediğini belirtti.

Oyuncak Müzesi gezimiz, haftamızı ve konumuzu keyifli bir şekilde sonlandıran güzel bir organizasyondu. Bu arada Zebralar ve Kelebekler de oldukça lezzetli bir hafta geçirdiler. Bu defa ekmekleri inceleme, pişirme ve tatma sırası onlardaydı.

Farklı ekmek çeşitlerini tanıdılar.

Ellerini hamura bulayıp kendi ekmeklerini yoğurdular.

Hatta ekmeğe sanat karıştırıp sonra da eserlerini afiyetle yediler.

Önümüzdeki hafta da oldukça hareketli geçeceğe benziyor. Bu defa Kelebekler geziye gidecekler. Hafta ortası Zebralar’a küçük, şirin bir misafir gelecek. Zürafalar böcekleri inceleyecek. Bunlar olurken arka planda Barış Manço’nun şarkıları çalmaya devam edecek.

 

Leave a comment »

Kil ve Taş

Geçtiğimiz hafta Zürafalar sınıfında iki farklı aile katılımı gerçekleşti. Her iki velimiz de çocuklar için birer sanat etkinliği planlamışlardı. Dolayısıyla her iki etkinlik sırasında da atölyedeydik ve birbirinden güzel eserler ürettik.

İlk olarak Akın Uras Can’ın annesi Birten Hanım ziyaret etti okulumuzu. Geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da kendi uğraşı alanı olan seramikle ilgili bir çalışma yaptı çocuklarla birlikte. Önce oklavaları kullanarak killeri levha haline getirdiler.

Bu levhalardan çıkarılan şekil, çalışmanın amacını da gösterdi bize. Birten Hanım, yaklaşan Sevgililer Günü için Zürafaların ailelerine götürebilecekleri birer süpriz planlamıştı. Çocuklar, yassı hale gelen killerden birer kalp şekli çıkararak devam ettiler çalışmalarına. Daha sonra bu kalpleri süslediler.

Birten Hanım çalışmaları sırasında çocuklarla tek tek ilgilendi ve süslemelerinde onlara yardımcı oldu. Sonunda birbirinden güzel kalpler çıktı ortaya. Zürafalar buu kalpleri önümüzdeki hafta ailelerine götürecekler. Ve arzu eden aileler bu güzel hatıranın daha uzun ömürlü olabilmesi için kalpleri fırınlatabilirler. 

Zürafalar sınıfının ikinci aile katılımı Egehan Demirel’in annesi Arzu Hanım’la gerçekleşti. Egehan’ın da asistanlık yaptığı çalışmada çocuklara önce peçetelerden kesilmiş hayvan ve çiçek figürleri dağıtıldı. Ardından çocuklar figürlerine uygun birer taş seçtiler.

Arzu Hanım’ın dağıttığı yapıştırıcılar kullanılarak figürleri fırça yardımıyla taşların üzerine yapıştırıldı.

Ardından daha hoş bir görünüm elde etmek için taşların her tarafı verniklendi.

Çalışmanın sonunda rengarenk, dekoratif taşlar çıktı ortaya.

Çocuklar aynı çalışmayı bir de saksılarla yaptılar.

Taşlar, sene sonu sergisinin ardından çocukların diğer çalışmalarıyla birlikte ailelerine teslim edilecekler. Saksılar ise içlerine Arzu Hanım’ın getirdiği çiçekler ekilerek okulda bu çalışmanın bir hatırası olarak kalacaklar.

Zürafaların büyük bir keyifle katıldıkları ve birbirinden güzel eserler çıkardıkları bu iki çalışma için Birten Hanım’a ve Arzu Hanım’a teşekkür ediyoruz.

Leave a comment »

Tombul Kediler

Bu hafta Kediler (ve hatta öğretmenler) biraz kilo aldılarsa şaşırmayın çünkü hafta boyu “Ekmekler” konusunu işlediler. Masalarından mis kokulu ekmekler eksik olmadı. Beyaz, kepekli, çavdar… Farklı farklı ekmekleri incelediler, tadlarına baktılar.

Mutfağa geçip kendi ekmeklerini yoğurdular, şekil verdiler.

Yoğurdukları ekmekleri pişmeleri için fırına götürdüler. Bu esnada ekmeğin nasıl piştiğini izleme fırsatını da buldular. Birer ekmek satın almayı da ihmal etmediler.

Haftayı arkadaşları için bir süpriz hazırlayarak sonlandırdılar. Tekrar mutfağa girerek ikindi kahvaltısı için leziz kanepeler hazırladılar.

Zürafaların haftası ölçü aletlerini inceleyerek geçti. Kantarlar, teraziler, termometreler, barometreler… Herbirinin neyi, ne şekilde ölçtüğünü öğrendiler. Sanat etkinlikleri de konularıyla örtüşecek çalışmalardan oluşuyordu.

Kelebekler ve Zebralar ise ayakkabılarla çalıştılar. Farklı modellerde ve farklı ölçülerde renk renk ayakkabıları giyip çıkardılar.

Kendilerine verilen ayakkabı resimlerini süslediler. Erkekler tüyleri kullandı, kızlarsa pul ve boncukları.

Her sınıf yine Orff çalışmalarını yaptı. Bu hafta Zürafaların oyunu “Tanzanya Dansı”ydı. Önce Tanzanya dilinde üç farklı kelime öğrendiler; ruka ruka, simamaka, tembea. Üç farklı hareketi ifade eden bu üç kelimeyi şarkılaştırarak ellerinde marakaslar ve kastanyetlerle dans ettiler.

Kelebeklerin tüllerle dansları görülmeye değerdi. Herbiri büyük bir ilgiyle katıldı bu dansa.

Zebraların sanat atölyesindeki çalışmalarından biri sünger baskısıydı.

Balerinleri merak eden var mı? Sene sonunda sergileyecekleri dansları ile ilgili çalışmaları son hızla devam ediyor. Her yıl olduğu gibi bu yıl da farklı bir ülkenin dansını hazırlıyorlar.

Küçük Ağaç’ta her sınıf kendine ait programı takip ederken bir yandan da şubat ayının sanatçılarını tanıyorlar. Bu ayki sanatçılarımız Barış Manço ve İlhan Koman. Okulun koridorlarında Barış Manço’nun şarkıları duyulmaya başlandı bile. İlhan Koman’ın da eserleri inceleniyor. Yakında üç boyutlu çalışmalar başlayacak. Bir yandan da geziler… Şubat ayı oldukça renkli geçecek.

Leave a comment »

Çocuk Yogası

Geçtiğimiz salı günü çok keyifli ve farklı aile katılımlarından birini gerçekleştirdik okulumuzda. Kediler sınıfından Rafael Can Kızılırmak’ın annesi Mehpare Hanım okulumuza gelerek çocuklarla yoga yaptı. Öğrencilerimizin büyük bir ilgiyle katıldığı bu çalışma esnasında okulumuz onların keyifli kahkahalarıyla çınladı.

Çocuklar, her yeni hareketin başlangıcında “güçlü dağ” oldular. Bu onların başlangıç pozisyonuydu. Ellerini her kapatıp açtıklarında avuçlarının içinde çiçekler açtığını hayal ettiler. Parmak ucu, topuk, ayak içi ve dışını kullanarak komik yürüyüşler yaptılar. Daha çalışmanın başında herkes eğlenmeye başlamıştı bile.

Çocukların herbir hareketinin farklı bir ismi vardı. Aslında yaptıkları, temel yoga hareketleriydi fakat onların ilgilerini çekecek şekilde isimlendirilmişlerdi. Her hareketin sonunda, tekrar “güçlü dağ” olduklarında bir sonraki hareketin adını vermesi için Mehpare Hanım’ı merakla dinlediler. Ardından bu yeni hareketi bedenleriyle verebilmek için çalıştılar.

Örneğin kuvvetli bir fil oldular. Öne doğru eğildiklerinde kolları hortumları oldu. Ardından zürafaya dönüştüler. Kolları bu defa yukarı uzandı ve elleri zürafanın ağzına dönüştü. Bunları yaparken bol bol esnediler.

Uçak olup kanatlarını iki yana açtıklarında bir bacakları da geriye doğru uzanarak kuyruk oldu. Herbiri dengeli birer uçağa dönüşüp uçmaya başladılar.

Çocukların muhtemelen en keyif aldıları an aslan oldukları andı. Vahşi doğanın yetiştirdiği en neşeli aslanlar onlardı.

Çocuklar kaplumbağadan kediye, sandviçten köprüye dönüşerek yaklaşık yarım saat çocuk yogası yaptılar. Çalışmalarını birkaç dakikalığına gözlerini kapatıp meditasyon yaparak tamamladılar.

Mehpare Hanım’a hazırladığı bu güzel etkinlik ve çocuklara yaşattığı bu yeni deneyim için tekrar teşekkür ediyoruz.

Leave a comment »

%d blogcu bunu beğendi: