Archive for Nisan, 2012

23 Nisan’da Masal Diyarında

Bir yılbaşları bir de 23 Nisan’lar… Masal diyarlarına uçurur bizi. Pembe kelebeklerin uçuştuğu, minik hayvancıkların dolaştığı, süper kahramanların uğradığı ama en çok da prenseslerin yer aldığı bir zaman dilimine gideriz. Herkes o kadar mutludur ki orada yüzlerinden gülücük eksik olmaz.  Bütün çocuklar, en şık kıyafetleri içerisinde oyunlar oynarlar, danslar ederler.

Geçtiğimiz hafta 23 Nisan’ı kutlarken yine böyle bir masal diyarına gittik. Prensesler karşıladı bizi. Partinin açılışını yaptılar.

Ardından orff dansları ve oyunları başladı. Her grup kendi hazırladığı dansı sergilerken bizler de kenarda oturup onları izledik.

Çok keyifli danslar hazırlanmıştı 23 Nisan için. Bizler seyrederken çok eğlendik, çocuklar dans ederken…

Oyunlar da oynandı. Kaşıkla yumurta taşıma yarışması yapıldı mesela.

Ve parti danslarla devam etti. Doya doya eğlendik, partinin sonuna kadar hep birlikte dans ettik.

Bu yıl da 23 Nisan partimiz çok keyifli geçti. Çocuklar parti için özene bezene hazırlanmış, rengarenk kıyafetlerini giyip gelmişlerdi. Arkadaşlarıyla birlikte kendilerine ait olan bu günün, çocuk bayramının tadını çıkardılar. Partinin her dakikasını mutluluk içinde, eğlenerek, dans ederek geçirdiler.

Leave a comment »

Yarım Saatte Devr-i Alem

Bu hafta yine Zürafalardan bir davet aldık. Bizi ülke ülke gezdirmek istediklerini söylediler. Biz de böyle çekici bir daveti geri  çevirmeyip “Ülkeler” sunumlarını izlemek üzere sınıflarında onları ziyaret ettik. Daha kapıdan girerken her birinin titizlikle hazırlandığı anlaşılıyordu. Kimileri tanıtacakları ülkelerin kıyafetlerini giymişti, kimileri o ülkeye has yiyeceklerden getirmişti. Vakit kaybetmeden bizim için hazırlanmış olan sandalyelere yerleştik ve dünya turumuza başladık.

İlk olarak, bizi Arap kıyafetleri içerisinde karşılayan Selim’le birlikte Arabistan’a gittik. Selim bize Arabistan’da petrol çıktığını söyledi. Bize bu ülkenin bayrağını gösterdi. Ayrıca Arabistan’ın en önemli ve en bilinen yiyeceklerinden birinin hurma olduğunu söyleyip bize bu leziz yemişten ikram etti.

Selim’in ardından Poyraz, başında Hintli erkeklerin taktığı türbanla karşıladı bizi. Birlikte Hindistan’a, Tac Mahal’e gittik. Poyraz bize Hindistan’da ineklerin kutsal sayıldığını anlattı. İlginç kıyafetleri içerisindeki Hintli insanları gösterdi.

Ayşe Verda’yla Rusya’ya gittik. Buranın dünyadaki en soğuk ülkelerden biri olduğunu öğrendik. Kremlin Sarayı’nı gördük. Ve “evet” kelimesinin Rusça karşılığının “da” olduğunu öğrendik.

Deniz bizi Kanada bayrağı ile karşıladı. Dünyanın en geniş ikinci ülkesi olan Kanada’nın yerli halkının Kızılderililer olduğunu söyledi. Ayrıca Kanada’da ülkemizde göremeyeceğimiz pek çok vahşi hayvan türünün yaşadığını, bunlardan bazılarının katil balinalar, beyaz köpekbalıkları, fok balıkları, farklı ayı ve geyik türleri olduğunu anlattı.

Elifnaz bizi Fransa’ya, Paris’e götürdü. Bize bu şehrin sembolü olan Eiffel Kulesi’nin ve ayrıca Euro Disney’in fotoğraflarını gösterdi. Fransız mutfağı hakkında bilgi verdi.

Ada ise bize Afrika Kıtası’nda hızlı bir tur attırdı. Bize bu kıtada yer alan ülkelerin fotoğraflarını ve bayraklarını gösterdi. Getirdiği hindistan cevizi, mango ve kurutulmuş papaya’ları ikram etti.

Murathan Almanya’yı tanıttı. Başkenti Berlin olan Almanya’nın çok düzenli bir ülke olduğunu anlattı. En çok tüketilen yiyeceğin patates olduğunu söyledi. Son olarak da bize Almanca olarak merhaba – guten tag! – ve hoşçakal – tschüss! – dedi.

Egehan’ın ülkesi Çin’di ve sunumu için hazırlanırken bu ülkenin bayrağını da kendisi yapmıştı. Bize Çin mutfağı hakkında bilgi veren Egehan, “merhaba” kelimesinin Çince karşılığının “ni hav” olduğunu söyledi.

Akın’la İtalya’ya gittik. Tıpkı bir çizmeye benzeyen bu ülkenin bayrağındaki renkleri gördük. Çok sevdiğimiz spagetti ve pizzanın bu ülkeye ait yemekler olduğunu öğrendik. Ayrıca bu ülkenin sembollerinden olan Pisa Kulesi’nin ve gondolların resimlerine baktık.

Ayşenaz bizi laleleriyle tanınan Hollanda’ya götürdü. İnekler bu ülkede de çıktılar karşımıza. Ayşenaz bize Hollanda’nın lalelerinin yanı sıra inekleri ve yeldeğirmenleriyle de tanındığını anlattı. Ayrıca bize Hollanda ayakkabısı klompenin bir biblosunu gösterdi.

Sarp’la birlikte İsviçre’ye gittik. Alman, Fransız ve İtalyan olmak üzere üç bölgeye ayrılan bu ülkenin Alp Dağları’nda yer aldığını öğrendik. Sarp bize İsviçre’nin en bilinen yemeklerinin fondü ve raklet olduğunu söyledi ve yine çok meşhur olan İsviçre çikolatalarından ikram etti.

Arya bizi çok sıcak bir ülkeye, Meksika’ya götürdü. Bize bu ülkede giyilen geniş kenarlı şapkaların resmini gösterdi. Meksika’nın en bilinen yemeği olan ve dürümü andıran “fajita”yı tanıttı.

Ve son olarak Zeynep Su ile birlikte Mısır’a gittik. 6650 km uzunluğundaki Nil Nehri’ni ve Mısır’da sık sık karşımıza çıkabilecek develeri gördük. Zeynep Su bize sembollerden oluşan, eski Mısır yazısı hiyeroglifleri ve kendi çizdiği piramit resimlerini de gösterdi.

Zürafalarla birlikte pek çok farklı ülkenin geleneksel giysilerini gördük, yiyeceklerinin tadına baktık, müziklerini dinledik. Farklı dillerde nasıl “merhaba” ve “hoşçakal” denildiğini öğrendik. Her ülkenin sembolü haline gelmiş, o ülkeyi çağrıştıran birbirinden değişik varlıkları olduğunu fark ettik. Kimisinin kocaman şapkaları vardı, kimisinin inekleri, kimisinin sarayları, kimisinin de kuleleri. Zürafalar bize çok renkli bir sunumla, en temel yönlerini belirterek pek çok farklı ülkeyi tanıttılar. Birlikte kıtaları, okyanusları aştık, yarım saatlik bir dünya turu yaptık.

Leave a comment »

Yeniden Kayıp Eşya Bürosu

Tiyatro Bereze ile tanışalı bir buçuk yıl oluyor. İlk olarak Kasım 2010’da geldiler Küçük Ağaç’a. Kayıp Eşya Bürosu’nun karakterleriyle ilk defa o zaman tanıştık. Çok hoş bir tanışmaydı. İzlerini bırakarak ayrıldılar okulumuzdan. Takip eden haftalarda çocuklar sık sık Kayıp Eşya Bürosu’ndan esinlenerek kurdular oyunlarını.

Böyle güzel izler bırakan bir ekiple tanışınca bu yıl da misafirimiz olsunlar istedik. Aralık ayında bu senenin ilk oyununu yine onlardan izledik. “Çok Soğuk”u sergilediler okulumuzda. Ve bu hafta da yeniden Kayıp Eşya Bürosu’nda buluştuk onlarla. İlkini aratmayan bir buluşma oldu. Çocuklar daha ilk dakikadan hikayenin içerisine giriverdiler ve gözlerini kırpmadan izlediler tüm oyunu.

Sevim Ak’ın aynı adlı hikayesinden oyunlaştırılmış bir obje tiyatrosu çalışması Kayıp Eşya Bürosu. Takside unutulan bir sardunya çiçeğinin kayıp eşya bürosuna getirilişinden sonra başından geçenleri anlatıyor. Sahibini özleyen ve pencere çok yüksekte olduğu için güneş ışığına ulaşamamanın telaşını yaşayan sardunya, getirildiği yerde telefon, çanta, tiyatro kostümü, şemsiye, maydonoz gibi pek çok farklı eşyayla tanışıyor. Onların hikaylerini dinliyor ve yavaş yavaş onlarla arkadaş oluyor.

Kayıp Eşya Bürosu’nda hikaye, nesnelerin oynatılması yoluyla anlatılıyor ve bu yapısıyla, çocukların gerçek objeler kullanarak kurdukları oyunlara çok benziyor. Konuşan bir bavul, dans eden bir çift ayakkabı ya da ağlayan bir çiçek onların oyunlarında rahatlıkla görebileceğimiz nesneler. Dolayısıyla onlar daha farklı bir gözle, daha geniş bir algıyla takip ediyorlar Kayıp Eşya Bürosu’nu.

Tiyatro Bereze’nin üç oyuncusu, obje tiyatrosunun çok hoş ve başarılı bir örneğini sergiliyorlar. Birbirinden farklı eşyalara hayat veriyor, onları konuşturuyorlar. O kadar ki büyük, küçük herkes son dakikasına kadar keyifle izliyor oyunu. Ve biz de bir kere daha yineliyoruz, Tiyatro Bereze’nin oyunlarını mutlaka takip edin.

http://www.tiyatrobereze.com

Leave a comment »

Ekolojik Pazar ve Daha Fazlası

Bizim için çok özel bir organizasyondur Küçük Ağaç Ekolojik Pazarı. Gelenekselleşmesi için büyük çaba gösterdiğimiz, her yıl dolu dolu bir içerikle düzenlediğimiz farklı bir oluşumdur. Pazarın kurulduğu gün, velilerimizle ve öğrencilerimizle keyifli bir Pazar geçirmek üzere okulumuzda bir araya geliriz. Sağlıklı beslenme ve bilinçli tüketiciler olma yolunda paylaşımlarda bulunuruz. Çocukların ilk alışveriş deneyimlerini yaşamalarına fırsat verir, ardından bizler dolaşırız tezgahların arasında. Artık unutmaya başladığımız sebzelerin ve meyvelerin kendilerine has kokularını içimize çekerek alışverişimizi yaparız. O kadar keyiflidir ki Küçük Ağaç Ekolojik Pazarı, sohbete doyum olmaz.

Tahmin etmişsinizdir, pazarımızın kurulma tarihini haber vermek ve içeriğini paylaşmak istiyoruz sizlerle. Önceki yıllarda sonbaharda kurulan Küçük Ağaç Ekolojik Pazarı’nı bu yıl  bahar aylarına denk getirmenin daha keyifli olacağını düşündük. Güneşli, ılık bir havada, bahar sebzeleri ve meyveleriyle kurmak istedik pazarımızı ve tarih olarak 29 Nisan’ı belirledik.

İlk yıl misafirimiz Yağmur Böreği’ydi. Bu yıl da yine bizlerle olacaklar. Bilmeyenlere tanıtalım, Yağmur Böreği, Slow Food Convivium’larından biri. Slow Food ise en kısa tanımıyla yerel üretimi destekleyen, geleneksel değerlere ve yemek kültürüne sahip çıkmayı hedefleyen bir hareket. Yağmur Böreği, Slow Food hareketi kapsamında okullara giderek ya da çeşitli organizasyonlara katılarak Tohumdan Sofraya Mevsiminde Sebze ve Meyve Tüketimi başlıklı eğitimler veriyor, sunumlar gerçekleştiriyor. Bu yıl da Küçük Ağaç Ekolojik Pazarı’nın açılışını onların sunumuyla gerçekleştireceğiz.

Programımız önceki yıllardakine paralel olarak ilerleyecek. Bizler sunumu dinlerken çocuklarımız bahçede, aileleriyle hazırlamış oldukları listeleri doğrultusunda alışverişlerini gerçekleştirecekler. Altı ve beş yaş grubu öğrencilerimiz geçtiğimiz yıllarda bu deneyimi yaşamışlardı. Fakat küçük yaş grubu öğrencilerimiz için muhtemelen bu ilk alışveriş deneyimleri olacak.

Bu yıl ekolojik Pazar esnasında çocuklarımızın gerçekleştirdiği önemli bir sosyal sorumluluk projesini de paylaşacağız sizlerle. “Sokaktaki kedilere kedi evi, barınaklardaki dostlarımıza mama…” sloganıyla başlattıkları bu projede çocuklar, sanat öğretmenleri Niyazi Selçuk’la birlikte kediler için evler hazırladılar. İlaç sevkiyatında kullanılan strafor kutuların üzerine resimler çizdiler. Çizilen resimleri boyayarak baskılarını aldılar. Daha sonra bu kutulara birer kapı açılarak kedi evleri hazırlandı. İşte bu renkli kedi evleri ve baskılar ekolojik Pazar günü mahalle sakinlerine ve siz velilerimize tanıtılacak.

Zühtüpaşa Mahalle Muhtarlığı ile Yaşam Hakkına Saygı Derneği’nin desteği ile ortaklaşa gerçekleştirilecek sergide, mahalleliler kedi evlerini sahiplenebilecekler. Baskı resimler ise barınaklarda bakılan minik dostlarımıza gönderilecek bir paket mama karşılığında davetlilere hediye edilecek. Barınaklara mamanın yanı sıra baharın gelmesiyle birlikte kene ve pirelere karşı dezenfektasyonun yapılması için de destekte bulunulacak.

Küçük Ağaç’ın sorumluluk sahibi, hayvansever öğrencilerinin emekleriyle katkıda bulundukları bu projeye sizlerin de destek vereceğine inanıyoruz. Çocukların renkli eserlerinden oluşan sergiyi ekolojik pazardaki alışverişiniz sonrasında gezebilir, barınaklardaki dostlarımıza yardım edebilirsiniz.

29 Nisan’da tüm velilerimizi ve öğrencilerimizi Küçük Ağaç’a bekliyoruz. Hatta okul dışından misafirlere de kapımız açık o gün. Sağlıklı beslenmenin ve bilinçli tüketiciler olmanın önemine değinmek, çocuklarımızda alışveriş bilincini geliştirmek ve barınaklarda bakılan hayvanlara destek vermek üzere bir araya geliyoruz. Bir güne daha fazla kaç mesaj, kaç amaç ya da kaç paylaşım sığdırılabilir ki? 🙂

Leave a comment »

Seminerden Bize Kalanlar

Bir süredir bilgisini verdiğimiz “Okul Olgunluğu” seminerimizi geçtiğimiz pazar günü gerçekleştirdik. Pek çok velimizin ilgi göstererek katıldığı seminerde Yrd.Doç.Dr.Tamer Ergin misafirimiz oldu ve bizleri çocukların gelişim alanları, okul olgunluğu ve okuma – yazma becerilerinin olgunluk sinyalleri konularında bilgilendirdi. Seminerden bize kalanlara gelince…

Bir saati aşan konuşması sırasında Tamer Bey’in paylaştığı gözlem ve deneyimlerini, yaptığı örneklemeleri, aktardığı modelleri ve farklı akademik araştırmaların sonuçlarını, bizlere oynattığı oyunları tek tek buradan aktarmak pek mümkün değil. Fakat seminerde kafamızda kalan birkaç başlığı vurgulamak mümkün.

Tamer Bey, çocuklarda gelişimin oluşumunun değişmediğini ama sürelerinin değiştiğini yani çocukların bireysel farklılıklar gösterdiğini anlattı. Her bebeğin farklı zamanlarda olsa da yürümeyi öğrenmesi gibi her çocuğun nihayetinde okula başladığını, okuma – yazmayı öğrendiğini söyledi. Okul olgunluğu söz konusu olduğunda çocuğun farklı gelişim alanlarında belirli bir düzeye gelmesinin beklendiğini, bir çocuğun bu düzeye ulaşmamasının herhangi bir rahatsızlık, gelişimsel bir bozukluk anlamına gelmediğini vurguladı. Okul olgunluğunun değerlendirilmesi konusunda Küçük Ağaç’ta iki uzmanın, Işık Hanım ve Buket Hanım’ın yoğun şekilde çalıştıklarını, gerekli testleri yaptıklarını hatırlattı ve onlardan gelecek bilgilerin dikkate alınmasının önemli olduğunu söyledi.

Okul öncesi eğitimin önemi üzerinde de duran Tamer Bey, okul öncesi eğitimin çocukların gelişim dönemine dinamizm katan bir çevre sağladığını ve onlara düşünme becerilerini kazandırdığını anlattı. Bununla beraber gelişim sürecinde aile ve ev ortamının çok önemli olduğuna da dikkat çekerek okulların laboratuvar ortamlar olduğunu, edinimin evde sağlandığını söyledi.

Tamer Bey, normalde çocuklarla yaptığı bazı çalışmaları seminer esnasında bizlerle gerçekleştirdi. Ardından aynı çalışmaları çocuklarla yaptığı zaman aldığı ilginç sonuçları paylaştı. Farklı ülkelerin eğitim modelleri hakkında bilgi verdi ve bizim bu modellerden neleri örnek alabileceğimiz, evlerimizde çocuklarımızla ne gibi oyunlar oynayabileceğimiz, birlikteliklerimizi nasıl yönlendirebileceğimiz konularında önerilerde bulundu.

Çok keyifli bir atmosferde geçen seminer, Tamer Bey’in yetişmesi gereken diğer bir programı olmasa kolay kolay bitecek gibi değildi. Seminer sonrasında velilerimizden aldığımız geri bildirimler ise çok olumluydu. Katılan tüm velilerimiz için “okul olgunluğu” kavramı çok net bir hal aldı. Çocuklarımızın farklı alanlardaki gelişimlerini desteklemek adına evlerimizde yapabileceklerimiz konusunda pek çok fikrimiz oldu. Kısacası, seminerden bize çok önemli ve değerli bilgiler kaldı.

Comments (1) »

Mum ve Suluboya

Geçtiğimiz hafta Zürafalar, yeni bir aile katılımı için atölyedeydiler. Poyraz İzgi’nin annesi Zeynep Hanım’dı bu defa misafirleri. Yanında mum ve suluboya getirmişti. Birlikte eğlenceli bir çalışma yaptılar.

Etkinlik, kağıtlara mum damlatarak başladı. Çocukların yüz ifadelerine bakınca işin en ciddi kısmının bu olduğunu anlayabilirdiniz.

Ardından çocuklar fırçalarını aldılar ellerine ve önlerindeki kağıtları serbestçe boyamaya başladılar.

Kısa sürede rengarenk oldu kağıtlar.

Son olarak kağıtlara damlatmış oldukları mumları kazıdılar. Kağıdın bu kısımları suluboyayı emmediğinden beyaz kalmışlardı.

Her seferinde olduğu gibi bu defa da malzemenin yarattığı bir sürprizle karşılaşmak çocukların çok hoşuna gitti. Ortaya çıkan rengarenk eserler ziyaretçilerimizin görebilmesi için okulun girişinde asılı duruyor.

Leave a comment »

Mutfaktan Gelen Güzel Kokular

Geçtiğimiz haftanın bol renkli ve bol çiçekli detaylarını sizlerle paylaşmıştık. Ama mutfaktan gelen o güzel kokulardan hiç bahsetmedik. Baharın gelişi iştahımızı açmış olacak ki son zamanlarda çocuklar mutfaktan çıkmaz oldular. Önce Zebralar geçti masaların başına. Minicik elleriyle sıktıkları limonlarla enfes bir limonata hazırladılar.

Ertesi gün Zürafalar girdi mutfağa. Rendelerini de yanlarında getirmişlerdi. Önce havuçlarını rendelediler. Ardından malzemelerini karıştırdılar ve tarçın kokulu, leziz bir kek yaptılar.

Kediler sade ve kakaolu kurabiyelerini elleriyle şekillendirdiler ve üzerlerini birer fındıkla süslediler. Ne tatlarına ne de kokularına doyum oldu tüm bu pişirilenlerin.

Kelebeklere gelince… Onlar bahçede piknikteydiler. Getirdikleri simitler ve meyvelerle hazırladıkları tabaklar açık havada kısa sürede tertemiz oldu.

Nisan ayı bizi güneşli havalarla karşıladı. Biz de bu havalarda bol bol bahçede vakit geçirdik. Doya doya oynadık. Fakat yağmurlu günlerin bizi beklediğini tahmin etmek çok zor değil. Çocukların yağmurda oynamayı çok sevdiğini de biliyoruz. Bu yüzden hava güneşli de olsa yağmurlu da olsa biz her gün bahçede oynamaya devam edeceğiz. Çocuklar sabahları evden çıkmadan önce havanın durumuna bakacaklar. Güneşliyse sorun yok. Yağmurluysa bahçe keyiflerinin bozulmaması için yağmurluklarını giyip öyle gelecekler okula.

Geçtiğimiz haftayı bir doğum günü partisiyle noktaladık. Kediler sınfıından Ece Ayhan beşinci yaşını doldurdu. Biz de kutlamak için onun yanındaydık. Nice senelere Ece!

Leave a comment »

Zürafaların Çiçekleri

Bugün Zürafaların sunum günüydü. Geçtiğimiz cuma günü seçtikleri çiçekleri bugün arkadaşlarına tanıttılar. Konu çiçekler olunca sunum da bol renkli, bol kokulu ve hatta bol tatlı oldu.

İlk çiçek tanıtımını Ada yaptı. Güller hakkında bize bilgi aktaran Ada farklı çeşit güllerin fotoğraflarını gösterdi. Ardından Bulgar güllerinden yapılmış parfümünü arkadaşlarına koklattı ve güllü lokum dağıttı.

Kaktüsleri tanıtan Egehan’dan bu bitkilerin içlerinde su tuttuklarını ve fazla sudan hoşlanmadıklarını, güneşi sevdiklerini öğrendik. Kaktüsün suyunun çıkarıldığını ve bu suyun içilebildiğini anlatan Egehan  sunumu için hazırladığı kocaman kaktüsü tek tek arkadaşlarına gösterdi.

Ayşe Verda’nın seçtiği çiçek karanfildi. Bize bu çiçekle ilgili bilgiler aktaran Ayşe Verda sevdiklerimizi onlara karanfil alarak sevindirebileceğimizi söyledi. Sunumunun sonunda yanında getirdiği karanfili tek tek arkadaşlarına koklattı.

Elifnaz bize kasımpatını tanıttı. Anavatanı Çin olan bu çiçeğin sonbahar aylarından kışa kadar açtığını söyledi.

Yetiştirmesi ve çoğaltması kolay bir çiçek olan sardunyayı tanıtan Murathan sunumunun sonunda arkadaşlarına üzerinde bu çiçeğin resmi bulunan boyama kağıtlarını dağıttı.

Selim soğanlı ve güzel kokulu bir çiçek olan sümbülü tanıttı. Yanında getirdiği bir demet sümbülü arkadaşlarına koklattı.

Akın lavanta, portakal, sarı ve kırmızı renkleri bulunan aslanağzını seçmiş, sunumu için bu çiçeğin bir de resmini çizmişti.

Ayşenaz’ın çiçeği dış mekanda yetişen ve gölge seven küpe çiçeğiydi. Küpe gibi sarkan bu çiçeklerin anavatanının Meksika, Güney Amerika ve Yeni Zellanda olduğunu öğrendik.

Poyraz 500 farklı çeşidi bulunan menekşeleri anlatırken dikkatimizi çok hoş bir ayrıntıya çekti ve menekşelerin yapraklarının kalp şeklinde olduğunu bize gösterdi. Ayrıca menekşelerin çin bitki çaylarında da kullanıldığını söyledi.

Zeynep Su seçtiği çiçek olan laleyi yaptığı resimlerle ve lalesiyle tanıttı.

Deniz de sunumu için çok donanımlı gelenlerdendi. Ayçiçeğini seçen Deniz, önce bize bu çiçeğin günebakan ve gündöndü isimleriyle de bilindiğini söyledi. Ayçiçek yağının bu çiçekten yapıldığını anlattı ve arkadaşları için hazırladığı, içlerinde ayçekirdeği olan küçük torbaları dağıttı.

Arya papatyayı tanıttı. Sunumu için hem kendisi kocaman bir papatya hazırlamış hem de okula gelirken papatyalar toplamıştı. Kendiliğinden yetişen bir çiçek olan papatyadan yağ ve çay üretildiğini öğrendik. Papatya yağı ağrı tedavisinde kullanılıyor, çayı ise ateş düşürücü, mikrop öldürücü, gaz giderici özellikleri için içiliyordu.

Zürafaların sunumunda son tanıtılan çiçek nergisti. Sarp bize nergisin ilkbahar aylarında açan, soğanlı ve güzel kokulu bir çiçek olduğunu anlattı ve boylarını cetvel üzerinde gösterdi.

Zürafaların sunumu sayesinde hiç görmediğimiz bazı çiçekleri tanımış, bildiklerimizin de farklı farklı özelliklerini öğrenmiş olduk. Pek çok çiçeğin canlısını gördük, dokunduk, kokladık. Lokum ve ayçekirdeği de bu güzel sunumun küçük süprizleri oldu hepimize.

Leave a comment »

Okul Olgunluğu Semineri

“Okul Olgunluğu”, şu sıralar Küçük Ağaç’ın en önemli gündem konularından bir tanesi. Bunun nedeni, 2011-2012 eğitim yılının sonlarına hızla yaklaşıyor olmamız. Zürafalar sınıfı öğrencilerimiz birkaç ay içerisinde ilköğretim hayatlarına başlayacaklar. Takip eden yıllarda diğer öğrencilerimiz de aynı geçiş sürecini yaşayacaklar. Bu, hem çocuklar hem de aileler için çok önemli bir dönem.
Bizler bu aşamada velilerimize destek olmak adına bir seminer düzenliyoruz. Geçmiş yıllardaki tecrübelerimiz, bu seminerlerin ailelere büyük destek sağladığını, karar süreçlerinde onlara yardımcı olduğunu gösteriyor. Bu yılki konuğumuz Yrd.Doç.Dr.Tamer Ergin. Kendisi 8 Nisan Pazar günü saat 11:00’de Küçük Ağaç’ta konuğumuz olacak ve “Okul Olgunluğu” konusunda velilerimizi bilgilendirecek.
Küçük Ağaç’ta öğrencilerimizin yaşıtlarıyla ilişkiye girmelerine, paylaşımı ve işbirliğini öğrenmelerine, sahip oldukları yetenekleri geliştirmelerine destek oluyoruz. Onların gelişimlerini her yönden destekleyecek fiziksel ve sosyal ortamı sunmaya çalışıyoruz. Küçük Ağaç’ın tüm öğrencileri, okul öncesi eğitimlerini alırken bir yandan da bir sonraki adıma, ilköğretime hazırlanıyorlar.
Belirli bir yaşı doldurmuş olmak, saymayı bilmek ya da harfleri yazmaya başlamak çocuğun okula hazır olduğunu göstermiyor. İlköğretime başlangıç, zihinsel, bedensel, duygusal ve sosyal açıdan hazır oluşu, yani okul olgunluğunu gerektiriyor. Okul olgunluğuna sahip çocuklar kendilerinden beklenilenleri yerine getirebiliyor ve okula karşı olumlu duygular besliyorlar. Öte yandan bu olgunluğa ulaşmamış çocuklar daha birinci sınıfta zorlanıyorlar ve motivasyonları düşüyor.
İşte pazar günü düzenlenecek seminerde bu okul olgunluğu konusu ele alınacak. Çocukların tüm gelişim alanlarındaki olgunluk düzeyleri ile ilgili bilgi verilecek. Okuma-yazma becerileri için gereken olgunluk işaretleri hakkında konuşulacak. Ailelerin çocuklarına ne gibi destekler verebilecekleri anlatılacak. Tüm velilerimizi pazar günü gerçekleştirilecek seminerimize bekliyoruz. Unutmayın, ilköğretim günleri hızla yaklaşıyor. Bu adımı en sağlıklı şekilde atmak siz anne ve babaların elinde.

Leave a comment »

Çiçekler ve Lokum

Çiçekler… Kitaplardan her çeşidini gösterebiliriz çocuklara. Sayfa sayfa resimlerini çizebiliriz. Peşpeşe çiçek hikayeleri anlatırız. İçinde çiçek geçen her oyunu oynar, her şarkıyı söyleriz. Ama hangisi çiçekleri canlı canlı görmenin yerini tutabilir ki? İlkbaharla birlikte doğadaki uyanışı gözlemleyerek, bitkileri ve çiçekleri tanıyarak geçirdiğimiz günlerin ardından en güzelinin bir bahçeye gitmek olduğuna karar verdik ve çocuklarla birlikte Koşuyolu’ndaki KRM Uygulama Bahçesi’ni ziyaret ettik.

KRM Uygulama Bahçesi, Koşuyolu Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi bünyesinde faaliyet gösteriyor. Burada 18-30 yaş arasındaki orta düzeyde zihinsel ve fiziksel engelliler üç ay süren bahçıvanlık sertifika programlarına katılıyorlar. Bu yanıyla çok özel bir oluşum olan KRM’de bizim ziyaretimiz sırasında eğitim yoktu. Oldukça tenha bir saatinde gittiğimiz bahçenin tadını doya doya çıkardık.

Çocuklarla gidilen bir gezinin en keyifli yanı, hiçbir detayın kaçırılmaması olsa gerek. Normalde yürürken gözümüzle dokunup birkaç saniye sonra unutacağımız her küçük ayrıntı çocuklarla birlikteyken üzerinde durulması gereken ilginç ve önemli varlıklar haline dönüşmez mi? Bir süs havuzu, o havuzun üzerinden geçen minicik bir köprü, suda yüzen iki ördek, kenarda hiç kimsenin oturmadığı tek bir salıncak, yürürken önünüze çıkıveren minik bir örümcek, az ileride ötüveren kahverengi horoz, çakıl taşları, sinekler, ballıbabalar, unutma beniler… Hepsinin başında tek tek durulur, hepsi tek tek incelenir. Hele ki bir de midilli varsa…

KRM’de çiçekleri incelerken bahçede bir midillinin yaşadığını ve onunla tanışabileceklerini öğrenince çocuklar çok heyecanlandılar. Onu görebilmek için kum piste giderek beklemeye başladılar. Birkaç dakika sonra Lokum karşılarındaydı.

Çocuklar, atlarla iletişimin dokunarak kurulduğunu öğrendiler. Lokum’la burnunu okşayarak tanıştılar. Onu küçük bir tur yürütebilmek için ilerlemesini ve durmasını sağlayacak komutları öğrendiler. Turun sonunda da midillinin tekrar burnunu okşayarak ona teşekkür ettiler.

Lokum’la tanışıp tur attıktan sonra çiçeklerin dizili olduğu alana geçildi. Herbirinin adı tek tek soruldu, ardından okulumuz için çiçekler seçildi.

İlginç detaylarla dolu bir bahçede, çiçekler arasında ve Lokum eşliğinde keyifli bir sabah geçirdikten sonra seçtiğimiz çiçeklerle birlikte okulumuza döndük. Önümüzdeki günlerde bu çiçekleri ekecek ve bahçemizi renklendireceğiz. Böylece her bahçeye çıktığımızda canlı çiçekler bizi karşılayacak.

Comments (1) »

%d blogcu bunu beğendi: