Archive for Mart, 2012

Stanley Saraybosna’dan Döndü!

Hatırlarsınız, şubat ayının son haftası Stanley’i Saraybosna’ya, Defne Aydınoğlu’nun kuzeni Saygın İleri’nin yanına misafir olarak göndermiştik. Orada bir süre kalıp Saygın’la vakit geçirecek, Saraybosna’yı gezecek ve Saygın’dan bir mektupla birlikte aramıza dönecekti. İşte Stanley bu seyahatini tamamladı ve iki gün önce Küçük Ağaç’a geri geldi.

Bugün Zürafalar sınıfının kütüphane saatinde heyecanla zarfımızı açtık. İçinden uzun bir mektup, pek çok fotoğraf ve bir de sürpriz çıktı. Önceliği sürprize verdik tabii. Saygın, sınıflarına asmaları için Zürafalara 1984 Saraybosna Kış Olimpiyatları’nın maskotu olan Vuçko’nun küçük bir tişörtünü göndermişti.

Ardından mektubu okumaya başladık. İlk satırlarda yeni bir arkadaş çıktı karşımıza; Kerem. Stanley’nin Saraybosna gezisine Kerem de eşlik etmiş hatta onu iki geceliğine evinde ağırlamıştı.

Saygın, Zürafalara uzun bir mektup yazmış, kendisine gönderdiğimiz mektupta sorduğumuz soruları tek tek cevaplamıştı. Hatta verdiği her bir bilgi için en az bir – iki tane de fotoğraf çekip göndermişti. Zürafalar, mektupta teker teker kendilerine hitap edildiğini duyunca çok heyecanlandılar. Aldıkları cevapları pekiştiren fotoğraflarla yakından ilgilendiler. Kısacası Saygın’la mektuplaşmamız yazılı bir dialog şekline dönüştü ve çocuklar bundan büyük keyif aldı.

Selim, Saraybosna’da heykel olup olmadığını merak etmiş, Saygın’dan fotoğraf çekmesini istemişti. Onun bu sorusuna karşılık şehir merkezinde yer alan, camdan yapılmış “Çocuk Heykeli”nin resmi geldi.

Elifnaz, Saygın’a okulda arkadaşlarıyla oyun oynadığını, çok eğlendiğini söylemiş, onun Saraybosna’da eğlenip eğlenmediğini sormuştu. Mektubundan Saygın’ın, bol bol gezdiğini ve çok eğlendiğini öğrendik. Ayşenaz ise Saraybosna’nın nasıl bir yer olduğunu ve mobilyacılarda nasıl  mobilyalar bulunduğunu sormuştu. Onun sorusuna cevaben Saygın Saraybosna’nın İstanbul’a göre oldukça küçük bir şehir olduğunu, orada çok daha az insan yaşadığını yazmıştı. Kışlar İstanbul’dakinden daha soğuk geçiyor, çok fazla kar yağıyordu. Deniz yoktu ama şehrin ortasından geçen Milyatska Nehri vardı. Nehrin üzerindeki köprülerden birinin fotoğrafını gönderen Saygın Ayşenaz’ın merakını gidermek için mobilyacılarda çektiği birkaç fotoğrafı da mektuba ilave etmişti.

Murathan ve Akın , Saraybosna’daki oyuncakçıları merak etmişlerdi. Mektubu okurken, Saraybosna’daki çocukların da minişleri ve peluş oyuncakları çok sevdiklerini, oyuncakçıların İstanbul’dakilerden biraz daha küçük olduğunu fakat içlerindeki oyuncakların aynı olduğunu öğrendiler.

Akın, oyuncakçıların yanı sıra Saraybosna’nın da nasıl bir yer olduğunu merak etmişti. Saygın, onun bu sorusunu şehrin belli başlı yerlerini tanıtarak ve fotoğraflarını göndererek yanıtlamıştı. Kahraman askerler için yapılmış “Yanan Ateş”i, büyük bir katedralin ve meydanın yer aldığı “Ferhadiye”yi, pek çok dükkanın bulunduğu “Başçarşı”yı ve en kalabalık cadde olan “Mareşal Tito Caddesi”ni bize anlatıyordu mektubunda.

Diğer öğrenciler da oldukça ilginç sorular sormuşlardı Saygın’a. Örneğin Arya, mesleğini merak etmiş, diplomat olduğu cevabını almıştı. Diplomatların ne iş yaptıkları da yazıyordu mektupta. Zeynep Su puzzle’ı olup olmadığını, Egehan’sa çok uzun bir puzzle’ı iki günde bitirip bitiremediğini sormuştu. Ada hayvan besleyip beslemediğini merak etmişti. Her bir soru tek tek cevaplanmıştı mektupta. Deniz’in Kanada’yı çok sevdiği ifadesine bile bir karşılık vardı.

Zürafalar, mektup yoluyla kurdukları bu arkadaşlıktan çok keyif aldılar. İsimleri okunup da soruları cevaplandıkça çok heyecanlandılar. Saraybosna hakkında sordukları tüm sorular cevaplandı ve onlar hiç gitmedikleri, yabancısı oldukları bir şehri tanımış oldular. Stanley’le ve dolayısıyla Zürafalarla bu kadar yakından ilgilendikleri, vakit ayırarak bize yaşadıkları şehri bu kadar güzel tanıttıkları için Kerem’e ve Saygın’a çok teşekkür ediyoruz ve Saraybosna’daki yeni arkadaşlarımıza İstanbul’dan sevgilerimizi gönderiyoruz.

Reklamlar

Comments (1) »

Van Gogh’un Sarı Dünyası

Bugün Van Gogh Alive sergisindeydik. Oldukça farklı bir sergi deneyimiydi hepimiz için. Tanıtımlarında da belirtildiği gibi, sanatçının eserleri yüksek çözünürlüklü projektörler aracılığıyla duvarlara, kolonlara, zemine ve tavana yansıtılmıştı. Van Gogh’un resimleri ve resimlerinden detaylar dev boyutlarda karşımızdaydı.

Karaköy, Antrepo 3’te yer alan sergi için tüm mekan karartılmıştı. Bir rehber yardımıyla bize ayrılan kısma gittik. Yanyana yere oturduk. Ve bir saate yakın süren sergiyi bulunduğumuz noktadan izledik.

Van Gogh’un resimleri önümüzdeki duvarda belirmeye başladı. “Kargalarla Buğday Tarlası”, “Vazoda 12 Ayçiçeği”, “Vincent’ın Yatak Odası”, “Terrace Cafe”, “Madame Ginoux”, “Patates Yiyenler, ” ve daha pek çok eser kocaman boyutlarda birbiri ardına duvara yansıdı.

Sergi sadece görseller ve ışıktan oluşmuyordu. Müzik de bir o kadar etkileyici bir şekilde kullanılmıştı. Üçü bir arada çok farklı bir atmosfer yaratmıştı izleyenler için. Görsellerin yanı sıra, bazı duvarlara Van Gogh’dan alıntılar yansıtılmıştı. “Hayatı bilmenin yolu birçok şeyi sevmektir,” diye yansıdı duvarlara önce. Ardından “Bence insanları sevmekten daha sanatsal bir şey yok,” sözü belirdi. Ve “Sadece düştüğümde yeniden ayağa kalkabilirim.”

Bir saate yakın kaldık sergide. Tek bir noktada oturduk ve Van Gogh’un sarı dünyasının bir parçası olduk. Güzel bir yolculuktu bizim için.

Leave a comment »

Adam Olacak Çocuk

Şubat ayında, öğrencilerimize tanıtmak üzere seçtiğimiz ayın sanatçılarından biri Barış Manço’ydu. Ay boyunca okulumuzda onun şarkıları dinlendi. Çocuklara onunla ilgili bilgiler aktarıldı. Barış Manço partileri düzenlendi.

Bir de gezi planlandı. Moda’daki Barış Manço Müzesi’ne düzenlenecek bu gezide çocuklar sanatçının evini ve özel eşyalarını görme imkanını bulacaklardı. Ne yazık ki soğuk havalar yüzünden ertelemek zorunda kaldığımız bu gezimizi geçtiğimiz hafta gerçekleştirdik. Pırıl pırıl, güneşli bir havada Moda’ya, Barış Manço’nun evine gittik.

Kadıköy Belediyesi tarafından müzeye dönüştürülen evdeki gezimiz salondan başladı. Burada sanatçıyla ve eviyle ilgili genel bilgiler aldık. Evin Atatürk’ün doğduğu senelerde inşa edildiğini öğrendik. Barış Manço’nun bestelerini yaptığı piyanosunu gördük.

Sanatçının kazandığı pek çok ödül de müzenin bu bölümünde sergileniyordu. Salondan ayrılmadan önce onun aynı zamanda bir koleksiyoner olduğunu öğrendik. Koleksiyonları arasında yer alan cam eşyalar, salondaki ve yemek odasındaki vitrinlerde yer alıyordu.

Evin mutfağı kostüm odasına dönüştürülmüştü. Barış Manço’nun kendi tasarlardığı ve hazırladığı o ilginç kostümlerinden bazılarını bu bölümde sergileniyordu.

Bir üst katta, Barış Manço’nun yatak odasında, keman şeklindeki bir dolabın içerisinde kemerlerini, yüzük şeklinde bir dolabın içerisinde ise yüzüklerini gördük. En üst katta, sanatçının oğullarının odaları yer alıyordu. Bu odalardan birinin duvarlarında Barış Manço’nun grafik çalışmaları sergileniyordu. Onlara bakarken sanatçının Belçika Kraliyet Akademisi’nin Grafik Bölümü’nden birincilikle mezun olduğunu öğrendik.

Diğer odaya “Adam Olacak Çocuk” ismi verilmişti. Çünkü bu odada Barış Manço’nun 7’den 77’ye programı içerisinde yer alan Adam Olacak Çocuk’tan bölümler gösteriliyordu. Programın çekimi sırasında kullanılan kamera da bu odada sergileniyordu. Biz de hep birlikte bu odada oturup bir süre bu programın bazı bölümlerini izledik.

Evin katları arasında dolaşırken, Barış Manço’nun şarkılarına ait notaların yer aldığı duvarların önünden, piyano tuşlarına benzetilmiş merdivenlerden inip çıktık.

Müzenin son bölümü, giriş katın altında yer alan Şövalye Odası ve kış bahçesiydi. Barış Manço, Şövale Odası’nı Belçika Kraliyeti’nden şövalyelik ünvanını aldıktan sonra yaptırmış. Taş duvarlı, vitray camlı bu odada şövalyelik döneminden eşyalara yer verilmiş.

İlgiyle gezdiğimiz Barış Manço Müzesi’nde en eğlenceli zamanı kış bahçesinde geçirdik. Burada bize Arkadaşım Eşek ve Ayı şarkılarının videolarını izlettiler. Hem izledik hem de dans ettik.

Ve müzeden ayrılmadan önce, Barış Manço’nun yanına geçip yeni nesil Adam Olacak Çocuklar olarak birer hatıra pozu çektirdik.

Şimdiye kadar pek çok sanatçı tanıdık. Sergilerine gidip eserlerini gördük. Bestelerini dinledik. Hatta bazıları okulumuza geldi. Onlarla sohbet ettik. Birlikte resim yaptığımız oldu. Birlikte enstrüman çaldığımız oldu. Onlara oyun sergilediğimiz oldu. Ama ilk defa bir sanatçının evini ziyaret ettik. Çocuklar için oldukça farklı bir deneyimdi. Artık hayatta olmayan sanatçılardan biri olarak tanıdıkları Barış Manço’nun şarkılarını dinler dinlemez ezberlemişlerdi. Resimlerini, görüntülerini ilgiyle incelemişlerdi. Onun farklı tarzını kısa bir sürede tanımışlardı. Ve sanatçının evini ziyaret ettiklerinde ona ait kostümleri, aksesuarları, eşyaları, bestelerini yaptığı piyanosunu görmek onlar için ilginç oldu.

Leave a comment »

Drama Öğrencilerinin Özel Konuğu

Bu yılki üçüncü tiyatro oyunumuzu dün izledik. Fakat bu diğerlerinden çok farklı, çok özel bir oyundu. Bu oyunu bizlere okulumuzun drama öğrencileri sergiledi. Hikayesini kendileri oluşturmuşlar ve yine kendileri tiyatro metnine dönüştürmüşlerdi. Hazırlık aşamasında öğretmenlerimizden velilerimize pek çok kişi onlara destek verdi. İçinde çok emek barındıran, “kuraklık” gibi önemli bir konuyu işleyen, oldukça kalabalık bir kadro tarafından başarıyla sergilenen çok güzel bir oyundu “Doğum Günü Dileği ve Yağmur.”

Oyun bir doğum günü partisi ile başladı. Ailesi, Burcu için sürpriz bir kutlama düzenlemişti. Ne yazık ki tam pasta üflenirken başlayan yağmur, partinin beklenenden önce bitmesine sebep oldu. Buna çok üzülen Burcu bir daha hiç yağmur yağmamasını diledi.

Oyunun sonraki bölümünde Burcu’nun dileğinin tutması ve aylarca hiç yağmur yağmaması sonucu hayatın nasıl etkilendiği işleniyordu. Burcu önce meyve almak üzere manava gitti. Fakat hiç yağmur yağmadığı için ürün alınamamış, tezgahlar boş kalmıştı.

Göller kurumuş, balıkçılar balık tutamaz olmuştu. İnsanlar balık yiyemiyor, balıkçılar para kazanamıyordu.

Çiçek de yetişmediği için, çiçekçilerde artık canlı değil yapay, kokusuz çiçekler satılıyordu.

Susuzluktan hayvanlar hastalanmaya başlamıştı. Yakında insanlar da sağlık sorunlarıyla karşılaşacaklardı.

Oyunun sonunda dileğinin nelere yol açtığını gören Burcu çok üzüldü. “Keşke tekrar yağmur yağmaya başlasa,” dediği anda bir mucize oldu ve yeniden yağmur yağmaya başladı.  Böylece oyun mutlu sonla bitmiş oldu.

Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Dünya Tiyatro Günü’ne yakın bir tarihte drama sunumumuzu gerçekleştirdik. Ve bu yıl da özel bir konuğumuz vardı. Bizi kırmayarak oyunumuzu izlemek üzere okulumuza gelen Ayla Algan, güler yüzü ve mütevaziliğiyle hepimizi kendine hayran bıraktı. Öğrencilerimizle tek tek ilgilendi, sorularını yanıtladı. Çocuklar, sürpriz olarak Ayla Algan’ın resimlerini çizmişlerdi. Bu resimleri kendisine hediye ettiklerinde Ayla Hanım her bir resmi ayrı ayrı inceledi.

Ardından velilere yönelik kısa bir konuşma yaptı. Konuşmasında, yaratıcı drama ve diğer sanat dallarındaki çalışmaların çocuklara neler kazandırdığına değindi. Karakter oluşumları ve beyin gelişimleri devam ederken katıldıkları bu sanat etkinliklerinde çocukların kendilerini tanıdıklarını ve beğenileri doğrultusunda bir yöne sapma fırsatını yakaladıklarını anlattı. Ayrıca yaratıcı drama çalışmaları sayesinde çocukların kendilerini ifade etme becerilerinin geliştiğine değindi. Dilimizden her kaybolan kelimeyle bir duygunun da kaybolduğunu söyleyen Ayla Hanım, ifadenin önemi üzerinde durdu.

Böylece bu güzel organizasyonla, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nü birkaç gün öncesinde de olsa hep birlikte kutlamış olduk. Çocuklar, oluşturdukları güzel hikayeyi başarılı bir sunumla bizlerle paylaştılar. Haftalar süren hazırlık çalışmalarında onlara öğretmenleri yardımcı oldu. Oyunlarının sahnelenmesinde ise Küçük Ağaç dostlarından destek aldılar. Oyunumuzun davetiyelerini ve afişini eski velilerimizden Başak Horasan (Basako) hazırladık. Oyunda kullanılan pasta ise drama öğrencilerimizden Sarp Besler’in anneannesi Sabriye Hanım’ın (Tarçın) eseriydi. Çocukların büyük ilgi gösterdikleri kayığımızı ise bizim için Barış Tuğ hazırladı. Her birine desteklerinden dolayı bir kere daha teşekkür ediyoruz. Ama en büyük teşekkürü haftalar boyu öğrencilerimizle çalışan, hikayelerini oluşturmalarında, rollerine hazırlanmalarında onlara yardımcı olan ve en büyük desteği veren drama öğretmenimiz Duygu Seda Tomru’ya gönderiyoruz.

Çocuklara gelince, onlar bugünün küçük kahramanlarıydı. Oyun sonrasında Duygu Hanım’ın da söylediği gibi, oldukça kalabalık bir seyirci topluluğu önünde hiçbir şey yapmadan durmak bile zorken onlar rollerinin hakkını verdiler, oyunlarını sergilediler. Yaptıkları hiç de kolay bir iş değildi. Bravo çocuklar!

Leave a comment »

Uçuşan Kelebekler

Kelebeklerin ailelerine minik bir sürprizimiz var. Sizi onların oyun saatine konuk ediyoruz.

İyi seyirler…

http://kucukagacanaokulu.blogspot.com/2012/03/ucusan-kelebekler.html

Leave a comment »

Doğum Günü Dileği ve Yağmur

27 Mart Dünya Tiyatro Günü nedeniyle bu yılki drama gösterimizi Mart ayı içerisinde gerçekleştireceğiz. Mart ayında ayın sanatçısı olarak tiyatro sanatının üstadlarından, drama öğretmenimizin de ustası Ayla Algan’ı seçmemiz de bununla bağlantılı bir karar. Çünkü gösteri günü Ayla Hanım da seyircilerimizden biri olacak ve drama etkinliğinin ardından hem çocuklarımızla hem velilerimizle sohbet edecek.

Bu yılki gösterimizi oluştururken; “Kuraklık, canlıların yaşamını nasıl etkiler?” sorusundan yola çıktık. Birlikte oluşturduğumuz öykümüzü yine birlikte sahne metnine dönüştürdük.

23 Mart Cuma günü saat 14:00’te drama branşını seçen öğrencilerimizin velilerini oyunumuzu izlemek üzere okulumuza bekliyoruz.

Yanımızda olduğunuz için teşekkürler, iyi seyirler dileriz.

Leave a comment »

Taktık Takıştırdık

Aslında bu, bizim sene içerisinde düzenlediğimiz partilerimizden birinin teması; Tak Takıştır. Hatırlarsınız, her çocuk evinden getirdiği takılarla katılır partiye. En renkli partilerimizden de biridir. Bu hafta partisini yapmadıysak da zebralar ve kelebeklerle konumuz gereği bol bol taktık takıştırdık.

Kullandığımız takılara örnek olabilecek ne varsa bulduk, döktük ortaya. Kolyeler, bilezikler, taçlar, küpeler, kravatlar, kemerler, papyonlar, şapkalar… Hepsi ortalara serildi.

Nasıl kullanıldıkları hakkında sohbet ettik. Taktık, denedik. Oyunlarımızda kullandık. Evet, belki jimnastik dersine onlarla çıkamadık ama “Takılarıyla jimnastik yapmadılar,” da dedirtmedik.

Ardından en zevkli kısım başladı, kendi takılarımızı hazırlamak. Kızlar saç bantları yaptılar kendilerine. Erkeklerse papyon ve bileklik.

Biz sonuçtan memnun kaldık. Herkesin takısı kendisine çok yakıştı. Hele de onları takıp oyun oynamak çok eğlenceliydi.

Zürafalar ve kediler ise kılıktan kılığa bürünüp hayvanlar aleminde dolaştılar. Kuş oldular mesela.

Kediler ve Fareler oyununda rol aldılar. Kediler uykuya daldığında fareler peynirlerin peşine düştü. Ardından roller değişti. Oyun bittiğinde ortada zürafa falan kalmadı ve sınıfı kediler doldurdu.

İsimlerini zürafalara kaptırma tehlikesiyle karşı karşıya kalan kedilerse özel bir proje üzerinde çalışıyorlardı. İçinde kedilerin yer aldığı bir proje…

tiğ

Aslında bu projede tüm öğrencilerimiz yer aldılar. Sanat öğretmenimiz Niyazi Selçuk’la birlikte gerçekleştirdikleri bu proje hakkında ilerleyen günlerde sizlere bilgi vereceğiz. Şimdilik sadece bunun bir sorumluluk projesi olduğunu belirtmekle yetinelim.

Geçtiğimiz hafta iki de doğum günü kutlamamız vardı. Haftaya partiyle başladık ve yine partiyle bitirdik. Pazartesi günü Kelebekler sınıfından Defne Aydınoğlu’nun yaşını kutladık, cuma günüyse Zürafalar sınıfından Selim Güzeliş’in. Her ikisine de nice mutlu yaşlar diliyoruz.

Artık yavaş yavaş baharın gelişi hissedilmeye başladı. Havalar ısınıyor, güneş kendini daha sık gösteriyor. Çocuklar bahçede keyifle, yüzlerinde kocaman gülücüklerle oynuyorlar. Biz de önümüzdeki haftayı bahara ve baharı karşılamaya ayırıyoruz.

Önümüzdeki haftayı özel kılan sadece baharı karşılıyor olmamız değil. Çok özel bir organizasyonumuz var cuma günü. Drama öğrencilerimiz aylardır üzerinde çalıştıkları, kendilerinin yazıp sahneye koydukları Doğum Günü Dileği ve Yağmur isimli oyunlarını sergileyecekler. Ve bu oyunu bizlerle izlemek üzere drama öğretmenimiz Duygu Seda Tomru’nun da hocası olan Ayla Algan okulumuza gelecek. Yerimiz kısıtlı olduğundan bu sene de geçen seneki gibi sadece drama öğrencilerimizin ailelerini ağırlayabileceğiz. Fakat cuma günüyle ilgili izlenimlerimiz ve çekeceğimiz fotoğraflar yine burada olacak.

Leave a comment »

%d blogcu bunu beğendi: