Archive for Ekim, 2012

Cumhuriyet Bayramı Yürüyüşü’nde Küçük Ağaç’ın Çocukları

Bayram tatili öncesi, okul çıkış saatinde velilerimizle bayramlaşıp tatil programları hakkında sohbet ederken söz döndü dolaştı ve 29 Ekim’de Bağdat Caddesi’nde gerçekleştirilecek kutlama yürüyüşüne geldi. Hepimizde yürüyüşe katılma isteği ve heyecanı vardı. Neden hep birlikte, Küçük Ağaç olarak yürümeyelim diye bir fikir attık ortaya. Aynı gün, vakit kaybetmeden eski, yeni tüm velilerimizle haberleştik. Bayram günü saat 18:30’da Suadiye’de belirli bir noktada buluşmak üzere plan yaptık. Öyle hoşumuza gitti ki bu plan bir de çocukların taşıması için “Ata’nın Çocukları” yazılı dövizler bastırdık.

Bu yürüyüşe katılan herkes gibi biz de değerlerimize sahip çıktığımızı göstermek istiyorduk. Hissetmeye ihtiyaç duyduğumuz birlik duygusunu çocuklarımıza da tattırmayı arzu ediyorduk. Biz bir araya gelip Küçük Ağaç grubunu oluşturacak, yürüyüşte diğer gruplarla birleşip bir bütünün parçası olduğumuzu hissedecektik. Ata’nın çocukları olarak Cumhuriyet’imizin 89.yılını hep birlikte kutlayacaktık.

Sonunda bayram günü geldi çattı. Yürüyüş saatine doğru gördük ki bizim bu arzularımızı paylaşan on binlerce insan da Bağdat Caddesi’ne akın etmiş. Buluşma noktamıza saatinde varmak pek çoğumuz için mümkün olmadı. Pek çok velimizle haberleştik ya da yolda karşılaştık. Fakat daha sonra telefonlar kilitlendi. Kalabalık içerisinde birbirimizi kaybettik. Her şeye rağmen gecikmeli de olsa karar verdiğimiz noktada buluştuk.

Çocuklarımız ellerinde bayraklarıyla gelmişlerdi. Hepsi çok keyifli ve heyecanlıydılar.

Hiç beklemeden on binlere katıldık ve biz de başladık yürümeye. Onuncu yıl marşını söyledik, sloganlar attık, alkışladık.

Eski ve yeni öğrencilerimizle bir aradaydık. Yanımıza ulaşamayanlar da o bütünün içinde bir yerlerde bizimle birlikteydiler. Aynen arzu ettiğimiz gibi, Ata’nın Çocukları olarak hep birlikte kutladık 29 Ekim’i.

Reklamlar

Leave a comment »

Bob? Bob bir zebra mı? Bob bir maymun mu? (30 Ekim 2012)

“Bob? Bob le zèbre? Bob le singe?” adlı Fransızca resimli öykü kitabını okumadan, resimlerine bakarak yeniden yazdık. Kitabın ne yazık ki Türkçesi yok. Ancak özetle bir filin kimlik sorunlarına değiniyor. Resimleri çok güzel olan bu hikâyeyi yeniden yazdıktan sonra parmak boyaları ile kendi resmimizi yaptık.

“Bob ? Bob le zèbre ? Bob le singe ?”, Myriam Picard, Resimleyen: Jérôme Peyrat, Les Editions du Ricochet, 2008 

30 Ekim livre4785

30 Ekim -235263007X-extrait1

30 Ekim -235263007X-extrait2

30 Ekim -235263007X-extrait3

Leave a comment »

Kırmızı bir öykü yazalım! (23 Ekim 2012)

Bu hafta minik sanatçılarımızla beraber bir öykü yazdık. Kahramanını önceden benim belirlediğim öyküyü çocuklar birlikte yazdılar. Kahraman mı kim? Çok sabırsızsınız öykümüzü siz okuyun diye yazdık zaten… E haydi okuyun madem!

(Durun kahramanı söylemedim: bir uğurböceği!)

Uğurböceği Elma

Uğurböceği Elma, bir gün evden dışarı çıktı.  Şöyle temiz hava almak istemişti. Sonra yalnızlıktan canı sıkıldı. Parka gitmeye karar verdi. Ne mutlu ki, yolda yürürken karşısına arkadaşı uğurböceği Çilek çıktı. Parka doğru birlikte yürüdüler. Sonra karşılarına uğurböceği Nar ve kardeşleri çıktı. Parka doğru birlikte yürüdüler. Sonra karşılarına uğurböceği Domates ve annesi çıktı. Parka doğru birlikte yürüdüler. Sonra karşılarına uğurböceği Kiraz ve ikiz kardeşi çıktı. Parka doğru birlikte yürüdüler. Sonra karşılarına uğurböceği Erik ve dostları çıktı. Parka doğru birlikte yürüdüler. Sonra karşılarına uğurböceği Kırmızı Biber ve ablaları çıktı. Parka doğru birlikte yürüdüler. Sonra karşılarına uğurböceği Kızılcık ve abileri çıktı. Parka doğru birlikte yürüdüler. En sonunda parka vardılar. Hep birlikte oynayıp, eğlendiler.

Leave a comment »

Veda Zamanı

Küçük grup öğrencilerimizle son üç haftamızı kaplumbağalara ayırdık. Çocuk hikayelerinde yavaş hareketleriyle kendilerine yer bulan, sırtlarında taşıdıkları evleriyle ilgi uyandıran bu sevimli yeşil hayvanları konu edip türlü türlü etkinlikler yaptık, çeşit çeşit oyunlar oynadık. İki de küçük misafir ağırladık. İlki Kediler sınıfından Lila Baltalı’nın su kaplumbağasıydı. Kaplumbağalara gösterdiğimiz yoğun ilgiyi fark eden Lila, bir haftalığına misafir olmak üzere su kaplumbağasını okulumuza getirdi. Uzun uzun onu inceledikten sonra nasıl bir hayatı olduğunu deneyimlemek üzere birlikte onunki gibi bir yaşam alanı yarattık. Oluşturduğumuz bu alan üzerinde çocuklar birer kaplumbağaya dönüştüler. Ağır ağır yürüdüler, yorulunca dinlendiler, uykuları gelince uyudular.

 

İkinci misafirimizi bahçede ağırladık. Çünkü o Sedef Adası’nın ormanından gelen bir kara kaplumbağasıydı. Hemen bahçemizdeki toprak alana yerleştirdik misafirimizi. Çocuklar oyun saatlerinde onu ziyaret ettiler, sevdiler. Yemesi için yanlarında yeşillikler götürdüler. Atölye saatlerinden birinde onu içeri alarak yakından incelediler ve oyun hamurundan birer modelini yaptılar.

 

Bir diğer atölye saatinde ise kaplumbağa maskesi hazırladılar. İstedikleri gibi boyadılar. Yeterince renkli bulmayıp bir de pullar yapıştırarak süslediler. Böylece kaplumbağalarla haşır neşir geçen üç haftanın sonunda bu sevimli, sessiz hayvanlara veda etmenin zamanı geldi. Onlar için kış uykusu zamanı. Bizlerse farklı temalarla eğitim programımıza devam edeceğiz.

 

Geçtiğimiz hafta, büyük grup öğrencileri “Vücudum” temasını işlediler. İskeletlerini, eklemlerini ve iç organlarını tanıdılar.

 

İskeleti oluşturan kemikleri, iç organlarını ve her bir organın görevini öğrendiler.

 

Eklemleri olmasaydı hangi beden hareketlerinde zorlanacaklarını bir oyun eşliğinde deneyimlediler. Örneğin, dirsek eklemleri olmasaydı kaşınan burunlarına ulaşmakta ya da diz eklemleri olmasaydı yere düşen bir oyuncağı almakta güçlük çekeceklerini gördüler.

Geçtiğimiz hafta temalarımızı keyifli oyunlar ve renkli etkinlikler eşliğinde işledik. Bu senenin ilk gezisini gerçekleştirdik. Ve bizi ziyarete gelen mezun öğrencilerimizi ağırladık. Bu sene birinci sınıfa başlayan Ayşe Verda Metin, Akın Uras Can ve Ayşenaz Oğuzlu sürpriz yaparak bizleri görmeye, yeni okullarındaki deneyimlerini paylaşmaya geldiler. Bir önceki senenin mezunlarından Kuzgun Üsküdarlı ise ziyareti sırasında Simla Sunay’ın atölyesine de konuk oldu.

 

 

Önümüzdeki hafta bayram sebebiyle sadece iki gün okuldayız. Bayram heyecanıyla geçecek iki günümüz. Sonrası, tatil için veda zamanı.

Leave a comment »

Kaplumbağa Terbiyecisi

Ekim ayının ilk üç haftası için küçük grup öğrencilerimizin teması olarak kaplumbağaları seçtik . Temamızı belirleyip etkinliklerimizi planlandıktan sonra sıra ayın sanatçısını seçmeye geldiğinde Kaplumbağa Terbiyecisi eserinin yaratıcısı Osman Hamdi Bey’in ismi kendiliğinden çıkıverdi ortaya.

Son üç hafta bu önemli Türk ressamı tanıyarak geçti. Hayatını öğrendik. Eserlerinin bilgisayar çıktılarını aldık, panomuza asıp inceledik. Kaplumbağa Terbiyecisi’nin iki farklı versiyonu arasındaki farkları gördük. Sonunda bu kocaman tabloyu A4 boyutunda bir kağıtta incelemektense orijinalini görmenin daha güzel olacağını düşünüp bir gezi planladık. Bu gün o geziyi gerçekleştirmek üzere Pera Müzesi’ndeydik.

Tepebaşı’ndaki müze binasına girdiğimizde bizi doğrudan ikinci kata aldılar. Galerinin kapısında bizi Osman Hamdi Bey’in artık çok iyi tanıdığımız kocaman bir resmi karşıladı.

Müzede ressamın toplam beş eseri sergileniyordu; İki Müzisyen Kız, Bir Osmanlı İmaret ve Medresesi, Kökenoğlu Rıza Efendi, Pembe Başlıklı Kız ve Kaplumbağa Terbiyecisi. Çocuklar doğrudan Kaplumbağa Terbiyecisi’ne yöneldiler. Boyu iki metreyi aşan bu eser hepsini çok heyecanlandırdı. Sınıfta inceledikleri resimle ilgili artık bilmedikleri hiç bir detay kalmamıştı. Örneğin resimdeki terbiyecinin aslında Osman Hamdi Bey’in ta kendisi olduğunu biliyorlardı. Ressamın bu eseri için nereden esinlendiğini, resmettiği mekanın hangi caminin hangi odası olduğunu,  üzerindeki kıyafetin ve taşıdığı enstrümanların detaylarını tuvalin karşısında tek tek anlattılar.

 

Kaplumbağa Terbiyecisi karşısında heyecanlarını yatıştırdıktan sonra diğer dört resmi de dikkatlice incelediler. Müzede  yer alan Osman Hamdi Bey’e ait şövale de dikkatlerinden kaçmadı.

 

Küçük grubun kaplumbağalar konusu çocukları önce Osman Hamdi Bey’le tanıştırdı. Ardından onları Pera Müzesi’ne kadar götürdü. Bu kısa fakat keyifli müze ziyaretiyle Kediler ve Zürafaların bu yılki gezi programı başlamış oldu.

Leave a comment »

Renklerin sesini duyabilir misin? (16 Ekim 2012)

Jimmy Liao’nun muhteşem kitabını inceledik bugün. Gözleri görmeyen, beyaz bastonlu bir kızın renklerin sesini işitmesine şahit olduk. Seslerin etkisiyle birbirinden ilginç hayallar görerek metroda yolculuk yaptık! Gözlerimizi kaparsak metro merdivenlerinin duvarları nasıl da farklılaşıyor zihnimizde. Daha renkli bir hal alıyor.

Haydi! Renklerin sesini taklit edelim. Mavi: fuuuuuuu(rüzgâr). Kırmızı: bip bip(elektirk düğmesi) Sarı: pırıp pırıp(?)… Yeşil: vrak vrak(hımm kurbağa mı?)…

Kim demiş renklerin sesi olmaz diye. Duyabilene!

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Leave a comment »

Eğitimin Yolu Mutfaktan Geçtiğinde

Mutfak etkinliklerini belirli aralıklarla eğitim programımıza dahil etmeye özen gösteriyoruz. Bu etkinliklerde çocuklar, kendi elleriyle biçimlendirdikleri ve bir araya getirdikleri birbirinden farklı malzemelerin bambaşka bir yemeğe dönüştüğünü görüyorlar. Uğraşılarının sonucunda bir ürün elde ediyorlar. Onlar çalışırken ve gözlem yaparken bir yandan da küçük kas motor gelişimleri destekleniyor. Fakat hepsi bu kadar değil. Çocuklar bonelerini takıp da mutfağa girdiklerinde müthiş eğleniyorlar.

Zebralar ve Kelebekler, çikolatalı bonbonları hazırlarken önce bisküvileri elleriyle ufaladılar. Ardından diğer malzemeleri eklediler ve oluşturdukları karışımı avuçlarında yuvarlaya yuvarlaya top haline getirdiler.

 

Tüm bunları yaparken bisküvilerin tadına bakmayı da ihmal etmediler. Bu, mutfağın onlara sunduğu bir ayrıcalık. Sınıfta, branş derslerinde ya da atölyede çalışırken kullandıkları hiçbir malzeme yenilir türden değil. Oysa ki mutfakta durum farklı. Burada kullandıkları malzemelerin tadına bakma lüksleri var.

 

Zürafalar, duygular temasını işlerken birbirinden duygusal kurabiyeler hazırladılar. Yine her şey karıştırarak ve yoğurarak başladı.

 

Ardından sıra kurabiyelere duygu katmaya geldiğinde ortaya birbirinden mutlu yüzler çıktı.

Zebralar ve Kelebekler, kaplumbağa temasını işlerken tekrar mutfağa girdiler. Haşlanmış patatesleri parmaklarıyla ezdiler. Sonrasında sıra bu patateslere şekil vermeye geldiğinde onlardan birer kaplumbağa gibi davranmalarını ve patateslerine bir kaplumbağanın en çok sevdiği yiyeceğin şeklini vermelerini istedik.

 

Eğitimin yolu mutfaktan geçtiğinde zaman çok keyifli geçiyor. Malzeme seçeneği çok fazla ve çalışma esnasında pek çoğunun tadına bakmak mümkün. Yapılan iş eğlenceli. Çalışmanın sonunda bir ürün var ve bunu arkadaşlarımızla paylaşmak hazırlanan yemeğin tadına tat katıyor.

Leave a comment »

%d blogcu bunu beğendi: